Lütfen dikkat! Hostesiniz konuşuyor. Kaptanınız yarım saat yemek ve ihtiyaç molası vermiştir.
Otobüslerin hostes koltuklarında yolculuk ede ede, kendimi hostes gibi hissetmeye başladım. Kaptanın hemen yanında oturmak, bir otobüste değil de bir otomobilin ön koltuğunda, şoförün sağında oturmak gibi oluyor. Yol, önümde uzayıp gidiyor. Kaptanla sohbet ederken, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Arada bir, muavin arkadan seslenip, yolculara ikram etmek üzere, ön taraftaki soğutucu bölmeden kola ve fanta çıkarmamı istiyor.
Bu Blogda Ara
GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Haziran 2011 Salı
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Boyabatlı Deniz ile Oflu Cengiz
O günkü programımda Sinop vardı. Sabah 7’de Samsun Cumhuriyet Meydanı’ndan Sinop’a hareket edecek otobüse yetişmek için erkenden kalktım. Kaldığım otel meydana çok yakın olduğu için saat 6.30’da uyanmam yeterliydi. O saatte otelde kahvaltı henüz başlamadığından, otobüsü beklerken meydandaki bir lokantada çorba içmeye bile zaman bulabildim.
“Meydan” ya da “çarşı”, Anadolu’daki büyükçe şehirlerde bile o yerin merkezi anlamına gelir. Karadeniz’den örnek vermek gerekirse, bölgenin en büyük iki kenti olan Samsun ve Trabzon’da “meydan” demek oraların en hareketli yerleri demektir. Bir bakıma o şehirlerin simgesi sayılabilecek anıt ve yapılar da meydanda yer alırlar. Örneğin Atatürk’ü şaha kalkmış bir at üzerinde tasvir eden ünlü heykel Samsun’un meydanındadır. Trabzon’un meydanında durup şöyle bir çevrenize baktığınızda, başta Belediye Binası olmak üzere gördüğünüz eski yapılar, tarihsel kimliği olan bir şehirde bulunduğunuzu hissettirir size.
“Meydan” ya da “çarşı”, Anadolu’daki büyükçe şehirlerde bile o yerin merkezi anlamına gelir. Karadeniz’den örnek vermek gerekirse, bölgenin en büyük iki kenti olan Samsun ve Trabzon’da “meydan” demek oraların en hareketli yerleri demektir. Bir bakıma o şehirlerin simgesi sayılabilecek anıt ve yapılar da meydanda yer alırlar. Örneğin Atatürk’ü şaha kalkmış bir at üzerinde tasvir eden ünlü heykel Samsun’un meydanındadır. Trabzon’un meydanında durup şöyle bir çevrenize baktığınızda, başta Belediye Binası olmak üzere gördüğünüz eski yapılar, tarihsel kimliği olan bir şehirde bulunduğunuzu hissettirir size.
31 Ocak 2011 Pazartesi
Bir Iğdır Yolculuğu
25 Eylül 2000 Pazartesi. Öğleden Önce.
Kars’tan Iğdır’a yolcu taşıyan Türk Hava Yolları aracındayım. Aracın ön sırasında, adının Sahip olduğunu sonradan öğrendiğim 25-30 yaşlarında iri yapılı bir genç ile yan yana oturuyoruz. Yolculuğun başlarında hiç konuşmuyoruz. Ben, cebimden çıkardığım minik haritayı inceliyorum.
Kars’tan Iğdır’a yolcu taşıyan Türk Hava Yolları aracındayım. Aracın ön sırasında, adının Sahip olduğunu sonradan öğrendiğim 25-30 yaşlarında iri yapılı bir genç ile yan yana oturuyoruz. Yolculuğun başlarında hiç konuşmuyoruz. Ben, cebimden çıkardığım minik haritayı inceliyorum.
8 Ocak 2011 Cumartesi
Güneydoğu'dan
Uzun bir ayrılığın ardından evime döndüm. Benim için güzel bir gezi oldu. Güzel yerler, güzel insanlar gördüm.
Mardin sokaklarında dolaşırken beni turiste benzetip arkamdan "Excuse me, where are you from?" diye seslenen, ben de onu Türk’e benzettiğim için kendisine Türkçe cevap verince anlamayan ve bu kez benimle Arapça konuşmaya başlayan insanlar mı ararsınız?
Mardin sokaklarında dolaşırken beni turiste benzetip arkamdan "Excuse me, where are you from?" diye seslenen, ben de onu Türk’e benzettiğim için kendisine Türkçe cevap verince anlamayan ve bu kez benimle Arapça konuşmaya başlayan insanlar mı ararsınız?
4 Aralık 2010 Cumartesi
Bir Şile Öyküsü
Dün yine Şile’deydim. Şile’nin denizini hiç böyle lacivert görmemiştim, göğünü hiç bu kadar mavi.
Hiç bu kadar büyümemişti içimdeki sevgiler.
Deniz Müzesi’nde gördüğüm tekneyi düşündüm. “Uzaklar” ne güzel bir isimdi. Uzaklara baktım, gözümün alabildiğine uzaklara.
Şile, yüksek kıyılar üstüne kuruludur, denize yukarıdan bakar. Denizin yüzeyine gerilmiş bir yay gibidir sanki. Hem denize biraz uzak durur, hem denize sevdalı.
Hiç bu kadar büyümemişti içimdeki sevgiler.
Deniz Müzesi’nde gördüğüm tekneyi düşündüm. “Uzaklar” ne güzel bir isimdi. Uzaklara baktım, gözümün alabildiğine uzaklara.
Şile, yüksek kıyılar üstüne kuruludur, denize yukarıdan bakar. Denizin yüzeyine gerilmiş bir yay gibidir sanki. Hem denize biraz uzak durur, hem denize sevdalı.
Uyur Uyanık Gelibolu
Bir rüyadayım.
Boğazın bittiği yerde, Ege Denizi'ndeyim. Çevremde tam bir ölüm sessizliği... Bir kısmı Ege Denizi'ne düşüyor aydınlığın, bir kısmı, toprakla bir olmuş savaşçıların üstüne.
Bir rüyadayım.
Islıkla şarkılar söyleyen bir çoban, kumsaldaki ayak izlerimin üstünden bir koyun sürüsü geçiriyor. Bir kız, durup minik kuzuları seviyor.
Boğazın bittiği yerde, Ege Denizi'ndeyim. Çevremde tam bir ölüm sessizliği... Bir kısmı Ege Denizi'ne düşüyor aydınlığın, bir kısmı, toprakla bir olmuş savaşçıların üstüne.
Bir rüyadayım.
Islıkla şarkılar söyleyen bir çoban, kumsaldaki ayak izlerimin üstünden bir koyun sürüsü geçiriyor. Bir kız, durup minik kuzuları seviyor.
Bir Batı Karadeniz Yolculuğu
Bundan yaklaşık dört yıl önceydi. Tarih: 19 Mayıs 1998. Bir minibüs kiralamış, topluca Ankara’dan Amasra’ya gitmiştik. Dönüşte de Safranbolu’ya uğramış, Havuzlu Asmazlar Konağı’nın sofasında, havuz başında çay içmiştik. Dışarıda çılgın bir yağmur yağıyordu. Yağmur kadar çılgın kimi arkadaşlarımız, yağmura aldırmadan dışarı fırlamış, yağmurla yarış edercesine konağın çevresinde şöyle bir dönüp gelmişlerdi.
Bu son gezide, havuzlu sofada çay içmekle kalmayıp, konağın geniş odalarından birinde geceleme mutluluğuna da eriştim. Yalnız şunu fark ettim ki, dışarıda çılgın bir yağmur yağmıyorsa ve etrafta çılgın arkadaşlar yoksa, Safranbolu’da ve Havuzlu Asmazlar Konağı’nda zaman çok yavaş işliyordu.
Bu son gezide, havuzlu sofada çay içmekle kalmayıp, konağın geniş odalarından birinde geceleme mutluluğuna da eriştim. Yalnız şunu fark ettim ki, dışarıda çılgın bir yağmur yağmıyorsa ve etrafta çılgın arkadaşlar yoksa, Safranbolu’da ve Havuzlu Asmazlar Konağı’nda zaman çok yavaş işliyordu.
1 Aralık 2010 Çarşamba
Yollarda
Ne güzeldir yollarda olmak şimdi.
Ben yollarda olmayı seviyorum. Bir yere varmak değil bir yere gitmek daha çok heyecan veriyor bana. Haritalardaki çizgiler, gerçek birer yola dönüşsünler istiyorum. Küçüklü büyüklü noktaların birer şehre, birer kasabaya bürünmüş hallerini görmek istiyorum. O şehirlerin, kasabaların içinden geçmek, oralarda yaşayanlara uzaktan el sallamak, onları kendi yaşamlarıyla baş başa bırakmak yine.
Ben yollarda olmayı seviyorum. Bir yere varmak değil bir yere gitmek daha çok heyecan veriyor bana. Haritalardaki çizgiler, gerçek birer yola dönüşsünler istiyorum. Küçüklü büyüklü noktaların birer şehre, birer kasabaya bürünmüş hallerini görmek istiyorum. O şehirlerin, kasabaların içinden geçmek, oralarda yaşayanlara uzaktan el sallamak, onları kendi yaşamlarıyla baş başa bırakmak yine.
29 Kasım 2010 Pazartesi
Van'da Üç Güzel Gün
Keşişler Adası Akdamar
Lisedeki Coğrafya öğretmenimizin ders anlatma yönteminden çok etkilenmiştim. Her derste, tahtaya boş bir Türkiye haritası çizer, bizden Türkiye’nin her bölgesinden şehirleri, kasabaları, gölleri, dağları, adaları haritada işaretlememizi isterdi. Öğretmenimizin söylediği yeri doğru işaretlersek artı, yanlış işaretlersek eksi puan alıyorduk. Sonraları, bir televizyon yarışmasında da aynı yöntemin izlendiğini görmüş, öğretmenimizi sevgi ile anmıştım.
Lisedeki Coğrafya öğretmenimizin ders anlatma yönteminden çok etkilenmiştim. Her derste, tahtaya boş bir Türkiye haritası çizer, bizden Türkiye’nin her bölgesinden şehirleri, kasabaları, gölleri, dağları, adaları haritada işaretlememizi isterdi. Öğretmenimizin söylediği yeri doğru işaretlersek artı, yanlış işaretlersek eksi puan alıyorduk. Sonraları, bir televizyon yarışmasında da aynı yöntemin izlendiğini görmüş, öğretmenimizi sevgi ile anmıştım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)